Ara
  • Cansu Dağbağlı

Bir Ressamın Elinden Çıkmış Şehir Brugge


Brugge'un unutulmaz manzaraları ve tatlarından geriye dönüp baktığımda aklımda en çok kalan bu şehirdeki renklerin uyumu oldu. Binalar, sokaklar, köprüler ve hatta at arabaları hepsi toprak tonlarında, ağacın ve suyun yeşili ile beraber size bir tablonun içindeymişssiniz gibi hissettiriyor. Peki şehrin doğaya uyumu? Her Avrupa şehri yeşildir, hepimiz biliyoruz ama Belçika'nın bu mini şehri sanki doğanın içine bir güzel yerleşmiş, onu hiç rahatsız etmiyor ve yabancı durmuyor. Yarım günlük hızlı Brugge turumuzu kısaca aktaracağım <3

Şehrin dokusunu koruyanları takdir etmemek elde değil çünkü sanılanın aksine aslında buradaki binaların hepsi eski değil. Birçok bina yeniden yapılmış, yeni inşa edilenler de o kadar başarılı yapılmış ki, neredeyse eski binaları yeniden ayırt edemiyorsunuz, işte bu yüzdendir ki Brugge'de zamanda yolculuk yapıyormuş gibi hissetmemiz. Brugge, Ortaçağ şehri sıfatını koruyabilmesini bu başarıya boruçlu.

Kısacık tarihinden bahsetmek gerekirse, 9. yüzyılda Vikingler tarafından kurulan Brugge, o zamanlar bir liman şehriymiş. 15. yüzyıla kadar ünü gittikçe artan şehir Avrupa'nın en büyük ticaret şehirlerinden biri haline gelmiş fakat sonrasında suyun azalmasıyla gemiler şehre ulaşamaz olmuş, başka liman şehirleri önem kazanmış, böylece 1800lere gelindiğinde eski zenginliğinden eser kalmamış. Fakat 20. yüzyılda nasıl olduysa bu şehrin turistik potansiyeli keşfedilerek, yeniden altın gibi parlamaya başlamış, şu anda Belçika'nın en çok turist alan şehri. Pek pahalı bir şehir olduğunu da belirtmeden geçmeyeyim.

Brüksel'den Brugge'e 1 saatte trenle ulaşılabiliyor, fiyatı da €14. Direk Charleroi havaalanından otobüsle ulaşmak da mümkün, bu otobüs de yaklaşık 2 saatte Brugge'e varıyor ve €17 tutuyor.

Hızlıca gezildiğinde yarım günde bitecek bu küçük şehirde tabi ki doya doya kalmak istememek elde değil. Biz Brüksel'i de gezmek istediğimiz için cuma gecesi baya geç bir saatte havaalanına varıp, direk otobüsle Brugge'e geçip ertesi gün öğleden sonra 2'ye kadar gezdik. Sabah hostelden çıktığımızda hava güzeldi, güneş bize arada bir göz kırpıyordu, bazen de bulutların arkasına saklanıyordu. Free Walking Tour'da yer ayırtmıştık, buluşma yeri olan Grote Markt meydanına yürürken o 10 dakikalık mesafeyi bile yarım saatte aldık, çünkü baktığınız her yer güzel Brugge'de.

Gezilecek yerleri çok detayına girmeden aktaracağım, çünkü bence tekil binaların çok önemi yok bu şehirde, tümü beraber olunca çok güzel oluyorlar. Rehberimizden biraz Brugge'un tarihini dinledikten sonra ana meydandaki Belford Hali'nin içinden geçerek tur başladı. Bu market halinin sonradan eklenen kulesi kadrajlara sığmıyor, istenirse €15'ya tepesine çıkıp şehre kuş bakışı bakmak mümkün. Önünde sıra olduğundan ve zamanımız olmadığından çıkmadık.

Sonraki duraklarımız Gruuthuse Müzesi, 2017 boyunca restorasyon için kapalı olacakmış ancak önünden geçip dışardan bakmaya değer. Şehrin ileri gelenlerinden Gruuthuse ailesinin kendileri için inşaa ettiği, daha sonra da büyüttüğü ve ayrıca bir kilise ilave ettikleri eklektik yapı şehrin zamanında gerçekten ne kadar zengin olduğunu gösterir nitelikte. En çok ziyaret edilen köprülerden biri olan St. Bonifacius Köprüsü ve St. John's Hospital'ı ziyaret ettik.

Güzel güzel köprülerden, müthiş manzaralar arasından yürürken turun yarısına gelmiştik ki, ben fotoğraf çekmeye kendimi kaptırmışım ve itiraf ediyorum grubu kaybettik :) Ama bir yandan kötü de olmadı. Çünkü daha sonra kendimizi sokaklara attık, Brugge en kaybolunası şehirlerden biri.

Daha sonra benim kendi haritamda işaretlediğim ziyaret edilmesi gereken yerlerden devam ettik, bunlar arasında şehrin en işlek caddelerinden biri olan Steenstraat, Sint Salvador Catedral, Burg Meydanı vardı, tren istasyonuna geri dönerken de müthiş Minnewater Park'tan geçmeyi ihmal etmedik tabi ki. Ama dediğim gibi en güzeli, kaybolup her biri ayrı güzellikte olan sokakların tadını çıkarmak ve mümkün olduğunca kalabalıktan kaçmak.

Harika Bir Müze Deneyimi: Brugge Beer Museum

Birası bu kadar ünlü olan şehirde hem biraz tarihini öğrenmek hem de bira tadımı yapmak için tek ziyaret ettiğimiz müze, Brugge Beer Museum oldu. Girişi Grote Markt'a çıkan sokaklardan biri olan BreidelStraat'ta olan müzeyi interaktif olarak tasarlamışlar. Müzeyi gezmek, 3 bira tadımı dahil €15. Ben bir şeylere bakıp geçtiğiniz müzelerdense interaktif olanları çok seviyorum ve kesinlikle ziyarete değer olduğunu düşünüyorum. Bu müzenin bira yapım sürecini anlatan, özel tasarlanmış odalarında tüm malzemelere dokunmak, aromaları koklamak, isterseniz hepsinin hikayesini size verilen tabletten dinlemek mümkün. Gezdikten sonra da müzenin barına geçerek tatmak istediğiniz 3 birayı seçiyorsunuz ve Grote Markt manzarasına bakarak müthiş lezzetli biraları deniyorsunuz.

Ne yenir içilir?

Çikolata

Çikolatasının ünü her yere yayılmış şehre geldiğinizde tabi ki yemeden dönmek olmaz! Biz de pahacı turistik yerlerden kaçarak lokal arkadaşımızın tavsiye ettiği The Old Chocolate House'a geldik. Çok sevimli bir yer, üst katında oturup sıcak çikolata içmek mümkün. Take away sıcak çikolataları ise €2. Biz bardağımızı elimize alıp sokakları keşfe devam ettik. Hem kendimize hem sevdiklerimize de buradan hediye almayı ihmal etmedik çünkü içerde kendinizi kaybediyorsunuz!

Patates kızartması

Yine Belçika'ya özgü olduğunu öne sürdükleri ve bu konuda Fransızlarla hep atışma içinde oldukları konu patates kızartması :) Brüksel'de ya da Brugge'de deneyebilirsiniz. Patates kızartmasının bildiğimizden pek farkı yok ama çok çeşitli sosları var, acıktığınızda atıştırmak için güzel ve uygun fiyatlı bir seçenek. Nereden almak lazım derseniz de, ben canım Esra Geziyor'un tavsiyesiyle Grote Markt meydanındaki Friterie 1900'den denedim, beğendim diyebilirim.

Nerede kalınır?

Daha önce dediğim gibi gayet pahalı olan Brugge'de otel veya airbnb fiyatlarına baktığımda küçük çaplı bir şok geçirdiğimi itiraf ediyorum! Bu yüzden biz hostel tercih ettik, zaten sadece birkaç saat uyuyacaktık, o yüzden çok umursamadık ve böylece Erasmus'tan sonra ilk defa tekrar bir hostelde kaldım :) Hostel Snuffel'a iki kişi için 6 kişilik odada City Tax ve kahvaltı dahil olmak üzere €46 ödedik. Brüksel'de de fiyatlar pek farklı değil, o yüzden Brugge'de kalmak isterseniz önereceğim bir hostel, şehir merkezine gayet yakın ve tertemiz. Kahvaltısı da ortalama diyebilirim, bir hostelden bekleyeceğiniz düzeyden biraz daha iyi.

Brugge pahalı olmasına aldırmadan gidilmesi gereken bir şehir, çok çok güzel ve sizi her anında mutlu ediyor. Tekrar gitmek isterim dediğim şehirler listesinde yerini aldı. Bu sevimli şehre gidip bir günlüğüne başka bir yüzyılda dolaşmayı denemelisiniz!

#brugge #belçika #avrupa #seyahat

Merhaba,

ben Cansu: İzmir'li, İTÜ'lü, tasarımcı. Küçüklüğümden beri gezmeye ve yemeye ilgili oluşum genlerimden geliyor sanırım. Bunların arkasında yeni şeyler deneyimleme tutkusu yatıyor. Tüm bu istekler dünyayı görmeye başladıktan sonra daha da arttı. 1 senelik Erasmus sırasında gönlümü bir yabancıya kaptırmam da bu farklı deneyimlere daha çok fırsat sağladı denebilir :) Şimdiye kadar bir Work&Travel, bir Erasmus tecrübesi geçirdim ve 2,5 sene Brezilya'da yaşadım. Tüm seyahat deneyimlerini Cansu Wanders'ta toparlıyorum, içimden geldiği gibi yazıyorum, yorumlarınızı beklerim, sevgiler.

 

Hakkımda

© 2010-2020 Cansu Dağbağlı